HOPPE, Yenilikleri Sunmaktan Mutluluk Duyan Bir Firma

HOPPE markası tüm dünyada tanınan ve istenilen bir marka. Bunun avantajını buradaki iş ortaklarımız ile paylaşıyoruz.

Hoppe Türkiye Temsilcisi İlker TEOMAN ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide sorularımızı şu şekilde yanıtladı;

2019 Yılının ikinci çeyreği ile ilgili neler söylemek istersiniz? Koşullar zorlandı, politik anlamda da yeni gelişmeler oldu. Piyasa olumsuz etkilendi mi? Neler öngörüyorsunuz?

2018 yılının Ağustos ayından itibaren Türkiye’de çok şeyler değişti diyebilirim. Artık Ekonomi tarihimizde 24 Nisan kararları gibi, 2001, 2008 krizleri gibi ileride olumsuz olarak hatırlanacak bir krizimiz daha oldu. Tabiiki bu krizde geçmişimizdeki

tüm krizler gibi piyasaları olumsuz etkiledi. Fakat bu son krizi farklı değerlendirmek lazım. Geçmişte yaşanan krizlerde krizin oluşum nedeni belli oluyor ve derhal gerekli önlemler alınıyordu. 2018 başından beri adeta ben geliyorum diye bağıran

kriz, ekonomi yönetimimiz tarafından olduğu kadar özel sektör tarafından da yeterince algılanamadığından hatta kabul edilmediğinden dolayı gerekli önlemler zamanında alınmadı ve maalesef bugünlere geldik. Dolayısı ile içinde bulunduğumuz Kapı ve Pencere sektörüde tüm diğer sektörler gibi gerek satışlarda gerekse tahsilatlarda oldukça olumsuz etkilenmekte.

Tabi bir olumsuzlukta finansman maliyetlerinin yüksekliği ve kurların son derece istikrarsız hareketi iş yapma kabiliyeti olan firmalarında önünde büyük bir engel olarak durmakta.

Ülke olarak radikal bir değişiklik yapmamız gerekiyor. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Ülke olarak her açıdan radikal değişiklikler yapılması lazım. Halkın her katmanını ilgilendiren Adalet ve hukuk, ekonomi, eğitim gibi alanlarda gerçekçi reformlar yapılması gerekiyor. Fakat Türkiye çok fazla siyasallaştı, maalesef fazlasıyla günlük politik kısırdöngülere angaje oldu. Bir yerel seçimin bile bu kadar dejenere olması, üzülerek söylüyorum bizi artık dış dünya da ciddiye alınan bir ülke olma konumundan hızla uzaklaştırmakta. Ülkemizdeki krizin aşılabilmesi için daha fazla üreterek yurtdışına satmamız lazım bu doğru, fakat aynı zamanda yabancı sermayeyi de buraya getirmemiz lazım, fakat yabancı yatırımcılar az önce bahsettiğim reformlar yapılmadan ülkemize gelmeye imtina ediyorlar. Ben yabancı bir şirketin Türkiye sorumlusu olarak onları yadırgayamıyorum çünki herkes parasını güven duyabileceği ülkelere yatırır ve yine üzülerek söylüyorum yabancı yatırımcılar ülkemize güvenemiyorlar. Biz ise sanki güllük gülistanlık bir ülkedeymişiz gibi o mu başkan olacak, bu mu başkan olacak, olacaksa nasıl olacak kısır döngüsü içinde son derece değerli zamanımızı yitirip gidiyoruz.

İnşaat lokomotiflerinde de durgunluk var. Ekonominin aslında bu kadar daralmasının ülkece nedenlerinden biri de bazı durumların çok açık olmaması diye düşünüyorum. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Dün aldığım verilere göre yılın ilk çeyreğinde verilen yapı ruhsatları geçen senenin ilk çeyreğine göre % 42,5 azalmış ve gene aynı zaman dilimi için İnşaat maliyet oranları %26,97 artmış. İşsizlik ise resmi verilere göre %14,7 gayriresmi olarak ise %24,5 ile rekor kırıyor. Gördüğünüz gibi işsizlik rakamların bile resmi ve gayriresmi olarak değerlendirmek zorunda kalıyoruz. Çünkü, siyaseten geldiğimiz noktada resmi rakamlara inanamıyoruz ve yaşadığımız krizin en temel nedeni tam olarak bu. Bizi yönetenlere ve onların bize verdiği rakamlara güvenemiyoruz. Güven olmayan bir yerde ise yatırım kesinlikle olmaz. Bakın İnşaat sektörü istihdam açısından en önemli sektördür eğer inşaatlar durursa işsizlik alır başını gider. İnşaatlarda çalışan insanları kolayca başka işlere adapte edemezsiniz ve zaten adapte edebileceğiniz gibi bir imalat sanayimiz de yok. Dolayısı ile bizi yönetenlerin herşeyden önce İnşaat sektörüne önem vermesi gerekiyor. Bizim ülke olarak ana sorunumuz; kasamızda

para kalmaması ve yeni para bulmakta zorlanmamız, bulduğumuz zaman ise bunun çok pahalı olması. Ne yaparsanız yapın herhangi bir adım atabilmek, sektörlere teşvik verebilmek için para olması lazım. Şu anda baktığımızda Türkiye’de takribi 800 bin- 1 milyon civarında satılmamış yeni konut olduğu söyleniyor. Bu 800 bin ya da 1 milyon konut satılamazsa, bu konutu yapan inşaat şirketleri ne ile ve neden yeni konut inşaatları yapsın? Ancak satılabilmesi için, o konutu alabilecek

olan tüketiciye konutu almanın bir cazibesinin oluşması lazım. Ama bu cazibede ancak parayla olur. Para yok ise, ne yapacağız? Türkiye’nin bu krizden bir nebze olsun rahatlayabilmesi için, büyük bir kaynak lazım. Eğer bulunabilirse bu

kaynağın kesinlikle bugüne kadar yapıldığı gibi herhangi bir getirisi olmayan büyük projeler yerine, üretime ve özellikle inşaat sektörüne ayrılması gerekir diye düşünüyorum.

20 yıldır sektördesiniz. Üretimi destekleyen en önemli şeylerden biri stabiliteyi korumak. Siz o stabiliteyi koruyabiliyorsunuz. Orada doğru bir plan mı yapmak lazım? Doğru bir konjonktür ile bakmak mı lazım? Yurtdışından bir firmanın buradaki Türkiye müdürüsünüz. Aslında diğer ürünlere göre daha katma değerde, daha yüksek maliyetli ürünleri satıyorsunuz. Bu zorlu zamanlarda da aynı ürünleri satmaya devam ediyorsunuz. Burada bir formül var diye düşünüyorum. Doğru parametreleri belirlemek mi lazım? Doğru hedefler mi koymak lazım? Fazla gereksiz büyümemek mi lazım? Bir bakış açısı sağlayabilmesi adına diğer üreticilere ve gençlere neler söylemek istersiniz?

Bugüne kadar bir çok kez yaptığım görüşmelerde duyduğum ‘’Kervan yolda düzülür’’ “borç yiyen cepten yer” “borç yiğidin kamçısıdır” gibi atasözlerimiz var. Galiba herşeyden önce bizim bu atasözlerini öncelikle ve ivedilikle terk etmemiz

lazım. Maalesef bizim gibi yarı sanayileşmiş olan ülkelerde ve özellikle bizim sektörümüzde bu gibi sözler çok yaygındır ve aslında insanların düşüncelerini ortaya koyar. Kervan yolda düzülür; ben bir işe başlayayım, sonra zaten bir şey olur, duruma göre hareket ederiz düşüncesi hakim. Öncelikle bu düşünceyi terk etmek lazım. Bir işe başlarken, bir işi yaparken sadece bugünü ve yarını değil, öbür günde ne olacağını hesaba katmak ve planını ona göre yapmak lazım. Ben bugün bu hamleyi yapıyorsam , bu üretimi yapıyorsam, bu stratejiyi belirliyorsam, bunun sonucunda gelecek zaman dilimlerinde olacakları iyi ve kötü senaryoları çizerek hesaplamak ve zaman zaman bu hedefleri, senaryoları gözden geçirerek bu senaryonun neresindeyiz ne tarafa doğru gidiyoruz diyerek stratejiyi güncellemek ve zamanın şartlarına uydurmak lazım. Bu şekilde şirketlerimizi olumlu ve olumsuz zamanlara hazırlamış oluruz. Eğer şirketler olumsuzluklara karşı hazır değillerse, en ufak bir rüzgarda etkilenecektirler. Bunun yanında borç yiğidin kamçısıdır mantığı ile borçlanmamakta eğer borçlanılıyorsa bu borcun kendi kendisini ödeyecek alanlara yatırılmasında fayda olacağını düşünüyorum. Bence bir işletme için “eğer yağmur yağma ihtimali varsa şemsiyeni yanına al” daha doğru bir atasözü olacaktır Ticari yaşamda her zaman bir takım kriz ihtimali vardır eğer biz herzaman hazırlıklıysak sıkıntıları daha kolay atlatabiliriz.

HOPPE kuruluş tarihinden itibaren aynı stratejiyle ilerliyor diyebilir miyiz

HOPPE’nin kendisi 1952 yılında kurulmuş bir şirkettir. 24 senedir de Türkiye’de bulunuyor. Ben de 24 senedir HOPPE ile birlikte çalışıyorum. Tabiiki kısa, orta ve uzun vadeli planlarımız mevcut ve bu planlarımızı 6 ayda bir güncelliyoruz. Yani biz şemsiyemizi her zaman yanımızda taşıyoruz.

Devamlılığı sağlamanın en büyük etkeni iyi senaryo ve kötü senaryoyu düşünüp, ona göre hareket etmek. Bunun haricinde Tecrübe çok önemli bir etken. Çünkü yaşanmışlıklar var, zor zamanları görmüşlükler var. Siz tecrübeleriniz ile nasıl bir tavsiye vermek istersiniz?

Kesinlikle öyle. Profesyonelce çalışan şirketler iyi ve kötü senaryolarını zaten çiziyor ve uyguluyordur. Bu ancak bizim sektörümüzde de çok miktarda faaliyette olan küçük ölçekli işletmelerde yoktur.Planlama yapmanın küçüğü büyüğü olmayacağını ve herkesin bu mantıkla hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum.

HOPPE kendini yenileyen, yenilikleri takip eden bir marka. Yapı sektörü ile ilgili yeni ürünleriniz mevcut mu? Bu konuda bilgi alabilir miyiz?

Evet HOPPE de yenilikler bitmez, pencere sektörüne bu sene itibari ile Secustik’ in gelişmiş olan versiyonu olan yeni inavasyonumuz SecuForte’yi piyasaya sunmaya başladık. Krize rağmen olumlu dönüşler alıyoruz ve sevkiyatlara başladık. Kapı sektörü için ise yeni renk kaplamalı kollarımızın yanında Mekatronik kapı kollarımız bulunuyor.

Kriz süreçlerinde Tüketici de bu sayede bilinçlenmiş oluyor.

Özellikle krizlerde tüketici daha çok bilinçleniyor. Para daha kıymetli olduğu için, bir ürünü satın alırken‘’bunu bir deneyelim, olmazsa değiştiririz’’ mantığından ziyade, ‘’Ben bir ürün satın alıyorsam, bu ürüne belli bir miktar para ödüyorsam, iyi

bir şey satın almalıyım’’ mantığıyla ilerlemiş oluyor.Türkiye’nin yeni ürünleri Avrupa’ya kıyasla daha çabuk kabul eden bir

ülke olduğunu düşünüyorum yeniliklere daha açık bir ülkeyiz.

HOPPE bazında soracak olursam, biz dünyayla entegre miyiz? Bir ürün çıktığı zaman dünyada satışa sunulduğunda aynı anda Türkiye’de de ürünler bulunuyor mu?

Tabii ki HOPPE Türkiye, HOPPE HOLDİNG çatısı altında Türkiye’de yerleşik bir şirket olduğundan dolayı tüm HOPPE dünyasına entegre bir marka, yani HOPPE ne üretiyorsa bunu Türkiye de tedarik etmek kolaylıkla mümkün.

Özellikle mimarların ilgilenmiş olduğu ve merak ettikleri bir soruyu sormak istiyorum. Türkiye pazarından olmayan bir ürünü kullanmak isteyen bir mimarın, ürünü temin etme imkanı var mı? Bizi bu konuda bilgilendirir misiniz?

HOPPE Türkiye ofisine ulaştığı taktirde istediği ürünü istediği miktarda alma şansına tabii ki sahip. Bizim buradaki varlık nedenimiz, ürünlerimize ilgi duyan herkesin ürünlerimizin tamanına en kolay yoldan ulaşabilmesini sağlamaktır. Bunun yanında Türkiye aynı zamanda bir ihracat ülkesi. Türkiye’den çok sayıda kapı pencere yurtdışına ihraç ediliyor. Bir çok ülkenin kendisine özgü kapı ve pencere kolu standartları bulunmakta. Biz HOPPE olarak hemen hemen tüm dünya standartlarında üretim yaptığımızdan ve gerekli sertifikalarımız bulunduğundan dolayı, Türkiye ofisi olarak ihracatçı firmalarımıza da yardımcı olmaya ve ürünleri burada tedarik etmeleri konusunda yardımcı olmaya çalışıyoruz.

Global olmanın ülkelere yansıması diyebiliriz aslında. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Tabii global bir marka olmanın bir çok avantajı var, HOPPE hem tüm dünya da tanınan ve kullanılan bir marka ve aynı zamanda herkes tarafından kolayca ulaşılabilir olmasına rağmen tüm iş ortaklarını koruyucu ve kollayıcı prensipleri olan bir aile şirketi. Aile şirketi olmanın en büyük avantajı ise; iş ortaklarını ve nihai tüketiciyi memnun etme gayreti ve çalışması içinde bulunmasıdır. Bilanço şirketleri ise kendilerini sadece hissedarlarına karşı sorumlu hisseder ve genelde sadece onların memnuniyeti için çalışır.

Bir Yorum Yazın..